Henüz yeni gece olmuş. Ağustos ayında ev bunaltıcı oysa balkon serin. Geniş balkon, duvarlarının birine diklemesine duran bir masa, masanın karşılıklı iki yüzünde iki sandalye, birisi boş. Dolu olanda ben oturuyorum. Sesler çocuk parkından doğru uğultu şeklinde kulağıma geliyor. Oysa ben soluma hiç dönmüyorum. Hep karşıya doğru bakıyorum.
Ölmeden önce nefsini öldür ne demek bilir misin onu anlatacağım gene de sen bilirsin son karar senin zira irade sende.
Dertsizlik vazgeçmeyle geliyor. Vazgeçiyorum. Vazgeçtikçe içten içe ölüyor bir yerlerim. Vazgeçtikçe dertsizleşiyor zihnim. Dert ettikçe olmayanı içten içe büyüyor benliğin gibi oluyorsun. Benliğin büyüdükçe büyüyor balon misali. Vazgeçtikçe benliğim küçülüyor işte vücut bu, yemek gibi su gibi bir şey zannediyor herhal, benliği azalınca arttırmaya çalışıyor. Oysa ölümü benliğinle kabul edince anlıyor insan herşeyden nasıl vazgeçilebileceğini. Dert ettiğin dertlerin boşluğu ile çabaladıklarının o boşlukları doldurmadığını. Oysa kimse anlamaz herhal bu sözleri bu kadar hızlı giderken. Düşünmez vazgeçmeyi hele olsun bir an. Hafiften bir rüzgar esiyor, serin serin tenimi okşuyor. Vazgeçtikçe istediklerinde azalıyor. Vazgeçtikçe yavaş yavaş yitiriyorsun her düşünceyi, duyguyu. Birtek memnuniyetin kalıyor yaşamaktan. Şükrün kalıyor. Dışarıda uğultular ben hala karşıya bakıyorum. İçimde düşünceler.
Ertesi gün bu sefer kuşluk, hava kapalı serin. Rüzgar birden öyle başlıyor ki şehirde böylesi bir rüzgar görülmemiştir zahar. Rüzgarın akabinde onunla birlikte gök gürleye gürleye yağmur kıyamet başladı. Öyle bir yağmur işitilmemiş ola gele. Şimşekler çakıyor peşi sıra. Gök gürültüsünden korkuyorum. Göğe tapan eski Türklerin gök gürültüsünden korkmaları geliyor aklıma. Tüm pencereleri ve kapıları kapatıyorum, evin içlerine doğru gidiyorum. Sonra vazgeçme deneyi yapıyorum kendi kendime. Evin içi bunaltıcı derecede sıcak. Oysa dışarısı serin ve tehlikeli. Korkumun üzerine gitmek için değil ama nedendir korkumun üzerine gitmeye karar veriyorum. Balkonun kapısını açıp bir kısmı balkona değen yağmurun içinden dışarıya bakıyorum. Neden korkuyorum diyorum ÖLMEMEK için. Tüm korkularımın temel yatağı buradan çıkmıyor mu vücudum başına birşey geleceğin düşündüğünden korumaya çalışıyor kendisini. Ne olusa olsun devam etsin istiyor sebepsiz, açıklamasız; öyle işte yaşasın. Oysa benliğim de var benim. Bilincim var kurallara karşı koyabilirim diyorum. Yunus Emre diyor ölen hayvan imiş aşıklar ölmez diye. işte öyle birşey bilincimle bu hayvani korkuyu söküp atıp ötesine bakıyorum diyorum bir kısmı balkona değen yağmurun içinden dışarı bakarken. Korkularım bu hale getirdi beni, böyle acâze kaldım dünyada tek vazgeç kurtul dedim. Ölmeyi kabullenmek en büyük vazgeçiş değil mi zati. Ölümü o esnada kabul ettim. İçimde sebebini anlamakta zorlanacağım bir rahatlama.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder